23 Şubat 2010 Salı

4 nisan 1999 fenerbahçe beşiktaş maçı

futbol tarihimize uchenin ayağının kırıldığı maç olarak geçen karşılaşma.daha altıncı dakikada högh şifo mehmetin kaleye gitmekte olan topunu elle keserek kırmız kart görmüştür.bu kadar tecrübeli bir adam böyle bi hatayı nasıl yapar anlamak mümkün degildir.penaltıyı kullanan şifo kartalı 1-0 öne geçirir.maçın 39. dakikasındada kaleci murat şahin le birlikte topa müdahele etmek isteyen uche nin sağ ayağı muratın altında kalır ve kırılır.uche acı içinde olmasına rağmen sadece eliyle ayağını gösterip broken demiştir.uche högh tandemi bozulan ve 10 kişi kalan fb karşısında kartal bol bol pozisyon bulur ancak ertuğrul sağlam ın kötü gününde olması nedeniyle bunları değerlendiremez.ayhan akman 52 de durumu 2-0 yapar 68 de erol bulut un 35 metreden ve çaprazdan şutunu içeri alan fevzi tuncay feneri umutlandırır,ama maç 2-1 kartalın üstünlüğü ile sona erer.
bu maçın benim için ayrı bir önemi de eski bir arkadaşım vasıtasıyla maçı sedyeci olarak kenardan izlememdir.o dönemki fb stadının müdürünün yeğeni olan arkadaşım beni ve bir diğer arkadaşını alacağımız parayı ona vermemiz şartıyla saha kenarına sokmuştu.4. sedyeci olarak da sağlık memuru bir dayı vardı.neyse uche nin ayağının kırıldığı pozisyonda benim arkadaş ve dayı sahaya girdiler herifi sedyeye koyup yanımıza getirdiler.adamda zerre panik ve korku yok.adamı ambülansa bindirip hastaneye gönderdik.benim arkadaş ertesi gün çıkan gazeteleri toplayarak ucheyi taşır durumdaki fotoğraflarını arşivlemişti.maç bitiminde stattan kadıköye inerken ve otobüsle cevizlibağ daki yurda giderken fbliler gibi höghe murat şahine maçtan önce elini kesip sakatlanan rüştüye sesli biçimde sövmek çok eğlenceliydi.fb stadındaki bu önemli derbi maçında sedye taşımak gibi kutsal görevi yapan 4 kişiden 3 ü beşiktaşlı,sağlık memuru olan dayı da gs liydi.
bir diğer ilginçlik de o maçta beşiktaşa karşı oynayan murat şahin,tayfun korkut, mustafa doğan ve sergen yalçının şu an beşiktaş ın başarısı için ter döküyor olmaları.

5 eylül 2001 türkiye hırvatistan basketbol maçı

ülkemizde düzenlenen 2001 avrupa basketbol şampiyonasında oynanan çeyrek final karşılaşması. şampiyona öncesi yoğun bir şekilde yapılan reklam kampanyası sonucunda basketbol milli takımıza 12 dev adam adı konulmuştu. ancak kazın ayağı pek de öyle değildi. aydın örs yönetimindeki takımımız gruplarda oynadığı maçlarda çok zorlanmıştı. zayıf letonya’yı ite kaka yenebilmiş ; yugoslav ekolünün dağınık temsilcisi slovenya’dan da fark yemiştik. hatta bu maçın akabinde çıkan gazetelerde 12 şaşkın adam şeklinde yaratıcı başlıklara da sebebiyet vermişti , takımımızın bu silik performansı. grubun son maçında da ispanya’ya karşı zor da olsa * alınan galibiyet ve slovenya’nın letonya karşısında aldığı sürpriz yenilgi sonucu grubu ilk sırada bitiyor ve istanbul’da oynanacak final grubu maçlarında oynama hakkı elde ediyorduk. hırvatistan ise italya ‘ya karşı oynadığı play off maçı kazanarak bizim rakibimiz oluyordu.

ankara’da oynanan grup maçları tv’den izleyen istanbul seyircisi medyanın da gazını alarak takımızı yalnız bırakmamıştı. tribünler tıklım tıklımdı ama bu dev adamlarımızı daha da baskıya sokmuştu. maça iyi başlayan ve özellikle pota altından hüseyin beşok ile etkili olan takımımız , bu oyuncuya özellikle pascal dorizon tarafından çalınan ağır faul düdükleri nedeniyle bocalamaya başlıyordu. hırvatlar da ilk dakikaların şokunu üzerlerinden atıp , genlerindeki yeteneklerini sergilemeye başladılar bu arada. damir mulaömeroviç ve gordan giricek ikilisi kısalarımızı çok rahat geçerek bol miktarda hızlı hücum ve kolay sayı bulmaya başladılar. ve ilk periyodu 19-10 önde bitirdiler. özellikle turnuva boyunca felaket bir performans sergileyen kerem tunçeri yine baskı altında kalmış ve ezik bir oyun sergilemişti bu dönemde.

ikinci periyoda da hızlı giren hırvatlar , mula ve giricek sayesinde farkı 15 sayı civarında tuttular hep. takımıza bençten harun erdenay ve mirsad türkcan katılmıştı. ancak bu ikilinin girmesi sadece hücumda yarar sağlamıştı. alan savunması yapan takımıza karşı doğru hücum eden hırvatlar özellikle alan savunmamızın önündeki iki kısanın yaptığı hataları iyi değerlendirerek üst üste isabetli 3 sayılık basketbol bularak 18. dakikayı 43-25 önde geçtiler. kalan bölümde de skor fazla değişmedi ve devre 44-28 hırvatlar lehine bitti. berbat bir ilk yarı oynamıştık. savunmada çok etkisizdik. maçı anlatan avni küpeli ünal özüak biraderler * carl jungebrand ve pascal dorizon hakem ikilisinin bizi katlettiğinden dem vuruyorlardı. haksız da sayılmazlardı hani.

devre arasında aydın örs’ten okkalı bir fırça yediğini düşündüğümüz dev adamlarımızın ikinci yarıya fırtına gibi başlayacaklarını sandık ama yanılmışız. oyun hırvatların kontrolünde ve istedikleri tempoda oynanıyordu. arada mirsad sayesinde gaza gelen ve farkı makul sayılara indiren takımımız hemen ardından yenen kolay bir basketle yeniden demoralize oluyordu. böylesine gidip gelen bir oyunun ardından son dakikada bulduğumuz 6 sayı ve ibrahim kutluay’ın son saniye üçlüğü sayesinde farkı tek haneli sayılara indirmeyi başarmıştık. hırvatlar bu çeyreği de 57-48 önde bitirmişlerdi. yediğimiz 13 sayı bize son çeyrek öncesi umut olmuştu. hırslı oynarsak ve savunmada da gayret edersek döndürebilirdik bu maçı.

son periyotta tüm takım olarak hücumda sorumluk almaya başlamıştık. mehmet okur ve hidayet türkoğlu’nun harun , ibo ve mirsad’a ayak uydurmalarıyla beraber seyircinin desteğini de arkasına alan devlerimiz an be an farkı azaltmaya başlamıştı. 2 dakika kala mehmet’in attığı faullerle öne geçmeyi bile başarmıştık. ancak son dakikaları oynama konusunda pek de becerili olmayan takımız son 15 saniyeye 73-72 geride girmişti. topu hidayetin eline vermiştik herkes onun birebirde bir şeyler üretmesini bekliyordu. hido , 4 saniye kalan zorlamaya başladı adamını ve zor bi turnike attı. top çembere dahi değmemişti ama ribauntu mirsad aldı. tam topu potaya atacakken hakemler faul düdüğünü çaldılar. şu an efes pilsen’de kariyerinin en iyi dönemini yaşayan nicola prkacin , mirsad’a faul yapmıştı. mirsad eğer iki atışı da atarsa 1 sayı farkla galip gelecektik. faul düdüğü sonrası ortalık karışmıştı. hakemi düşman ilan eden süper ikilimiz : '' nasıl oldu da gördü , bunları baştan görseydiniz maç bu halde olmazdı '' şeklinde abuk cümleler kurarak gene hakemle uğraşmaya devam ediyorlardı. mirsad’a da : '' hadi evladım , canımsın '' tarzında dua ediyordular. mirsad ilk atışını kullandı ; maalesef kaçırmıştı. ikinci atış öncesi baskı daha da artmıştı bu bencil delioğlanın üzerinde. ama çok şükür ki ikinciyi attı ve maç uzadı. ikinci faulü soktuktan sonra hırvat benchine giderek hiç de hoş olmayan bir şeyler söylüyordu yugoslav orijinli mirsad ,asım ve hido üçlüsü. ortam daha da gerginleşmişti.

uzatmada geriden gelen takım olma avantajını iyi kullanan millilerimiz , hidonun da sazı eline alması ve görev adamı haluk yıldırım’ın giricek’e yaptığı iyi savunma sayesinde maçı 87-85 kaznmayı başarıyordu. son derece zor ve altından kalkılamaz bir maçı kazanmıştık. mirsad türkcan 3/3 üç sayı isabeti ile 20 sayı 14 ribaunt ile oynamış ve tartışmasız benchten gelerek maçın yıldız olmuştu. ibo düşük yüzde ile 16 sayı atmıştı. hidayet türkoğlu ve mehmet okur da 16 şar sayı atarak skora önemli katkıda bulundular. ancak memo uzatmanın son anlarında sakatlandı ve almanya maçında oynayamadı.

not : bu maçın tekrarını 31 aralık 2005 gecesi tam da gece yarısına koyan trt’ye teşekkürlerimi sunmayı bir borç bilirim. sayelerinde fena halde sıkıntıdan patlayan bendeniz eski günleri hatırlama fırsatı buldu.

not 2 : maçı izlerken dikkati çeken bir nokta da oyuncularımızın ve teknik yönetimimizin son derece şık ve prezentabl görünmeleriydi. sanırım maç sabahı kampa berber gelmiş ve tüm oyuncularımız subay tıraşı olmuştu *

not 3 : turnuva boyunca çok alakasız hücum etmiştik. belirli bir hücum planımız yoktu. maçın sıkıştığı anları hep mucizevi üçlüklerle atlattık. belki de bu günlük başarılar yuzunden hala bu halde basketbol milli takımımız.

8 eylul 2001 türkiye almanya basketbol maci

5 eylül 2001 türkiye hırvatistan basketbol maçı ‘nda alınan galibiyeti moraliyle sahaya çıktığımız ve son anına kadar büyük çekişme halinde geçen karşılaşma. maçtan sonra öğreniyoruz ki futboldan başka bir sporu önemseyen bir ülkede bu maçın biletleri karaborsada 100 $ ‘a alıcı bulmuşlar. rakibimiz olan almanya ise tam bir birleşmiş milletler takımı. takımda 1 türk asıllı * , 1 polonya asıllı * , 2 nijeryalı * , 2 sırp asıllı * ve de 3 amerikan asıllı * oyuncu bulunmaktaydı. bu karışık yapıya rağmen almanlar dirk nowitzki önderliğinde kontollü oyun ve sert savunma yaparak başarılı bir takım oluştumuşlar. hatta eleme grubunda yugoslavları baya bi zorlamışlardı.

maça sakatlıkları dolayısıyla oynayamayan mehmet okur ve kaptan orhun ene’den yoksun başladık. bu kez maça hızlı başladık. almanlardan daha ne olduğu bile anlamadan ilk çeyrekte 8 sayı öne fırladık. ancak soğukkanlı almanlar ademola okulaja ‘nın ribauntlardaki performansı sayesinde farkın açılmasına izin vermediler ve ilk periyot sadece 1 sayı farkla 20-19 üstünlüğümüzle bitti.

sonraki 3 periyot boyunca da oyundaki çekişme devam etti. biz ibrahim ve hidayet ile dışarıdan etkiliydik , onlarsa okulaja’nın özellikle hücum ribauntlarındaki inanılmaz performansı ve marko pesiç’in ekstra oyunu sayesinde , nowitzki nin pek de günüde olmamasına rağmen oyundan kopmadılar. maçın normal süresinin sonlarında hidayet önce maçın 70-70 olması sağladı ve uzatmaya taşıdı takımızı ; daha sonra da kontrolü elden bırakmayan takımımız maçı çok zorlanarak 1 sayı farkla 79- 78 kazanmayı başarıyordu. maçın son saniyesinde mithat demirel almanyaya galibiyeti getirecek şutu bulmuş ancak isabetli kullanamamıştı neyseki.

hidayet türkoğlu ; 23 sayı , 11 ribaunt ve 8 asist ile oynamıştı. ( zaten hidayet in milli takımdaki en iyi maçıydı bu. bir daha kendisini milli forma ile böyle göremedik. ileride de göreceğimizi sanmıyorum. ) ibrahim de 24 sayı ile maçın en skorer oyuncusu oluyordu. kontrol altında tuttuğumuz nowitzki maçı 22 sayı 10 ribaunt gibi gayet kabul edilebilir bir performansla bitirmişti. özellikle sonlara doğru kaçırdığı fauller bizim için çok iyi olmuştu. uzatmalarda kendisi savunan genç kaya peker de gayet başarılı bir performans göstermişti. almanya adına ekstra performan gösterenler 17 sayı atan marko pesiç ile 18 sayı 17 ribauntla oynayan ademola okulaja olmuşlardı.

eduardo sancha ile tanışmıştık bu maçta. kendisi istok rems ile beraber maçı yönetmişti ve mirsad ve harun’a çaldığı ağır faullerle bu ikilinin erkenden 5 faulle oyun dışında kalmalarına neden olmuştu. final maçında kendisini daha yakından tanıma fırsatı bulacaktık zaten.

9 eylül 2001 türkiye yugoslavya basketbol maçı

hırvatistan ve almanya gibi rakipleri oldukça zorlanarak geçen dev adamlarımızın yugoslavya ile oynadıkları 2001 avrupa basketbol şampiyonasının final maçı. finale kadar hiç de iyi oynamadan , bazı oyuncularımızın anlık patlamaları sayesinde seyirce desteğini de iyi kullanarak gelmiştik. ancak bu kez rakip çok zorluydu. milan guroviç , marko jariç , dejan tomaseviç , predrag drobnjak , predrag stojakovic ve dejan bodiroga gibi avrupa basketbolunu yıllarca domine etmiş oyuncular vardı rakip kadroda. bu da yetmezmiş gibi fiba’da çok güçlüydü , yugolar. borislav stankoviç denen bunak halen daha fiba’nın başında olduğu için hakemler ve organizasyon komiteleri pek bi sempatiyle yaklasşırlardı sırp takımına. bu maçta da öyle olmuştu.

ankara grubundan çıkarken , çok kötü oynamış ve ispanya maçını da hakemlerin ev sahibini kayırmaları ritüeli sayesinde kazandığımız ortaya atılmıştı. ispanyollar kıyameti koparmışlar , turnavayı bile terk edeceklerini söylemişlerdi. işte böylesine gergin ilişkilerin olduğu bir dönemde fiba hakem komitesi önce almanya ile oynanan yarı final maçına ardından da sırplarla oynana final maçına eduardo sancha denen ispanyol hakemi atamıştı. yanlarına da almanya maçında istok rems , sırp maçında da carl jungebrand gibi türk takımlarına pek sıcak bakmayan iki hakem verilmişti.

işte böylesine komplo teorisi kokan endişeler eşliğinde final maçı başlamıştı. milli takımız almanya maçındaki gibi yüksek yüzdeli üç sayı isabetleri ile farkı hemen açtı. ibrahim kutluay bu bölümde takımımızın skor yükünü tek başına sırtlıyordu nerdeyse. bir ara 10 sayını üzerine çıkan fark tecrübeli yugoların tempoyu düşürmeli sayesinde 7 ye düşüyor ve ilk çeyrek 22-15 dev adamlarımızın lehine sonuçlanıyordu.

ikinci periyotta her zamanki hastalığımız top kayıpları hızımızı kesmiş , hakemlerin de aleyhimize çaldıkları ağır faul düdükleri yüzünden moralimiz bozulmaya başlamıştı. her şeye rağmen devreyi önde 40-38 önde kapatmayı bilmiştik.

maçın ikinci yarısı tamamiyle sırpların istediği gibi oynandı , hüseyine ve hidayete çalınan anlamsız hücum fauller ve kat müdafamızdaki bilinen eksiklikler nedeniyle sırplar maçı alıp götürdüler. efes pilsen’de istediği süreyi alamadığını düşünen ve performansıyla sezon boyu eleştirile vlado scepanoviç diğer yıldızların suskun olduğu dönemlerde sorumluluk aldı ve ne yazıkki kendi adına intikamını aldı türk basketbol seyircisinden. stojakoviç’ i 1/7 gibi komik bir üçlük yüzdesinde tuttuğumuz gecede scepanoviç 7/8 ikilik isabetiyle 19 sayı atarak maçın en skoreri olmuştu. avrupada o zamanların en winner’i olan bodiroga da bençten gelerek takımına 18 kritik sayı atarak katkıda bulunuyordu.

maç sonrası yapılan seremoni sırasında oyuncularımıza gümüş madalyayı stankoviç denen pinpon takmıştı. doğan hakyemez’in kendisine olan bakışını hiç unutamamıştım. gönüllerin şampiyonu olarak kapattık o turnuvayı..

25 mart 1999 efes pilsen zalgiris kaunas maçı

aydın örs yönetimindeki efes pilsen imizin petar naumoski nin son sezonunda yine bir yeşil beyazlı takıma elenerek final foura kalamadığı karşılaşma.

maçtan yaklaşık iki saat önce okuldan * kalkan otobüs ile abdi ipekçiye gelmiştik.hayatımda bir basketbol maçı için bu kadar kalabalığın toplandığını görmemiştim.inanılmaz bir sıra vardı.neyse yaklasık bir saat dısarıda bekledikten - bu bekleyiş sırasında ismet badem ,esat yılmaer ve batur abi yi yakından gördukten - sonra
salondaki yerimizi almayı başarmıştık.

salonda harika bir atmosfer vardı .efesimiz ısınmak için sahadaydı ama pek bi durgunlardı.takımda bişeyler vardı belki de ilk macı kılpayı * kaybetmelerinin etkisi hala uzerlerindeydi.efesin harika bir uzun rotasyonu vardı o sene.
zoran savic , predrag drobnjak , hüseyin beşok ve mirsad türkcandan olusan dörtlü rakiplere korku salmak için yeterliydi.kısa olarak da ufuk sarıca , volkan aydın , murat evliyaoğlu ve petar naumoski den oluşan biribirini çok iyi tanıyan ve iyi savunma yapan yıldızlara sahiptik.bi de takımızın genç bi yeteneği vardı hidayet türkoğlu adında.

neyse biz maçımıza dönelim ilk yarıda zorlanmamıza karsılık naumoskinin ve ufuk un attıkları üçlüklerle devreyi 33-32 önde tamamladık.(o zamanlar devre vardı şimdiki gibi 4 peryot nerde )zalgiris ise erelius zukauskas ile pota altından stombergas ile de dısarıdan etkili oynayıp skora tutunmayı basarmıştı.

ikinci yarı ise bizim acımızdan tam bir felaketti.ilk başlarda iyi savunma yapan temsilcimiz, naumoski ve volkan'ın sayılarıyla öne geçti. ancak bu dakikadan sonra temposunu koruyamayan efes, stombergas ve edney'in sayılarına engel olamadı. muhteşem bir oyun çıkaran edney, olağanüstü hareketleriyle efes savunmasını alt üst ederek farkı, takımı lehine açmaya başladı. oyun disiplininden kopan efes pilsen, farkın açılmasına engel olamadı ve salondan 84-70 mağlup ayrıldı.

bu maçın ikinci yarısını zalgirisin hucum ettiği potanın arkasından seyretmiştim. tyus edney in ne kadar hızlı ve korkusuz bir adam olduğunu bir kez daha görmüş oldum.bir pozisyonda savunma üstadımız volkan aydın kendisine hucum faul yaptırmak için ellerini kaldırıp edney in kosu yolunu kapatmıştı. 1.75 lik kahramanımızda kendisinden 20 santim uzun bu beyimizin uzerinden sıcrayıp kıvrılıp turnikeyi bırakmıştı.hey gidi gunler hey...

3 nisan 1997 efes pilsen asvel maçı

türk basketbol tarihine kara perşembe olarak geçen 3 nisan 1997 tarihinde oynanan ve efesimizin 62 – 57 lik mağlubiyeti ile sonuçlanan karşılaşma. oysa ki basketbolseverlerin ne güzel hayalleri vardı akşamın başında. öyle ya efesimiz yıllar yılı hep kapısından döndüğü final four hayalini gerçekleştirebilecek durumdaydı ve tofaşımız da bir önceki sezon efes pilsen tarafından ülkemize getirilen koraç kupasını kazanıp ülkemizde kalmasını sağlayacaktı.
önce istanbulda başladı , heyecan dolu gecemiz. efes pilsen , aydın örs yönetiminde bir önceki sezon koraç kupası’nı ülkemize kazandırmıştı ve avrupanın saygın kadrolarından birine sahip o kadroyu vassilij karasev ile takviye etmişti. conrad mcrea’nin yerine de nba patentli derrick alston alınmıştı. bu kaliteli fakat kısa forvet ve pivot pozisyonunda bazı sorunları olan kadro , final four yolunda sağlam adımlarla ilerlemişti. asveldi bu yoldaki son rakip. delaney rudd önderliğinde genç ve tecrübeli isimleri bir potada eritebilen bir yapısı vardı fransız takımının. kadrolarında brian howard, alain digbeu, jim bilba ve laurent pluvy gibi daha sonra isimlerini çokça duyacağımız takım oyuncuları bulunuyordu.eşleşmenin ilk iki maçında taraflar kendi sahalarındaki maçları kazanıp durumu 1-1 yapmışlardı. dananın kuyruğu abdi ipekçi spor salonunda kopacaktı.
efesimiz maça her zamanki gibi bol ve isabetli 3 sayı atarak başladı. asvel ise oyunda rudd ‘ın organizatörlüğünde nispeten kısa fakat mücadeleci pota altı oyuncularının etkinliği sayesinde tutunuyordu.karasev’in beklenilenin altında bir oyun sergilediği ilk yarıda efesimiz 38-33 önde olan takımdı.
ama ibre ikinci yarının başlamasıyla beraber tamamen asvelin lehine dönmüştü. ilk yarıda giren üçlükler yerine sık savunmalar yuzunden tuğla atıyordu petar naumoski ve ufuk sarıca’mız.pota altında ise 1,98 lik bilba darmadağın ediyordu mirsad türkcan – tamer oyguc ve derrick alstondan oluşan uzun rotasyonumuzu. delaney rudd ise naumoski den beklediklerimizi yapıyor , kritik anlarda sorumluk alıyor ve takımını organize ediyordu. bu serideki performansı sebebiyle bir sonraki sezon efes’e alınacak olan brian howard ise ellerin titrediği kritik anlarda sorumluk alarak rudd’ın yükünü paylaşıyor ve savunmadaki katkılarıyla beraber maçın extra guy’ı oluyordu. son 8 dakikada sadece serbest atışlardan sayı bulmamıza izin veriyordu asvel savunması. ikinci yarıda koca 20 dakikada sadece 19 sayı atabilen efesimiz asvel’e kaybederek final four rüyasını yine ertelemek zorunda kalmıştı. ancak takip eden iki sezonda da efes yeşil beyazlı takımlara elenerek final four’a gidemiyordu aydın örs’lü ve petar naumoski'li kadrosuyla.

10 kasım 1999 efes pilsen - paf bologna

ergin ataman yönetimindeki efes pilsenimizin arturas karnisovaslı , stojan vrankovicli , gregor fuckalı , marko jaricli , giacomo galandalı paf bolognayı 99-63 yenerek parkeye gömdüğü karşılaşma. efes pilsenimiz 1999-2000 sezonuna aydın örs yönetiminde başlamıştı. ancak ligde ardı ardına gelen tofaş ve karşıyaka mağlubiyetleri sebebiyle kurt hocanın görevine son verilmiş , yerine talebesi ve karşıyakanın başında onu mağlup etme başarısı gösteren ergin ataman getirildi.
ergin hocanın elinde damir mulaömeroviç , ibrahim kutluay , hidayet türkoğlu , predrag drobnjak ve hüseyin beşoktan oluşan harika bir ilkbeş bulunuyordu. bora sancar, ömer onan , arda vekiloğlu ve marc jackson dan oluşan bench tecrübesiz ve yetersiz bulunuyordu. (marc jackson disiplinsiz davranışları ve bekleneni veremediği için yollandı zaten ) başarılı hoca benchten bir tek ömer onandan yaralanıyordu zaten. kim çıkarsa çıksın ömer oyuna giriyordu , hidayet joker olarak kullanılıyordu çıkan oyuncunu yerine.
maça yine iü edebiyat fakültesinin önünden kalkan otobüsle gitmiştik arkadaşlarla. otobüste hepimize beyaz renkte üzerinde ’’efes pilsen - paf bologna eurolig maçı ’’ yazan davetiyelerden dağıtılmıştı. salonunun önünde sporcu girişine yakın bir yerde sıra beklemeye koyulmuştuk biz de otobüsten inince ; çok kalabalıkta sizin anlayacağınız. efes pilsenli oyuncuları taşıyan otobüs yanımızda durdu. hüseyin ve bora ellerinde yeşil renkli davetiyelerle indiler otobüsten ve yanımızdaki liseli güruh onları görünce hemen ‘’hüseyin abi giremioz abi içeriye ‘’ diye çullanınca çocuklar da davetiyeleri onlara birer ikişer vermeye başladılar. biz de tabi durmadık o zaman ve güç bela 4 tane davetiye alıp maçı saha içine konulan sandalyelerden vip davetiyeleriyle izleme şansına nail olduk.
maça gelirsek ; efes muhteşemdi tek kelimeyle. carlton myers'ı sakatlığı nedeniyle italyada bırakan bolognayı yeneceğimizi düşünüyorduk ama bu kadarını kimse beklemiyordu gerçekten. fırtına gibi oyuna başlayan efes , rakibini tek kelimeyle ezdi. karnisovaslar , jariçler ,fuckalar ,galandalar,vrankoviçler sahada yoktular adeta. müthiş yüzdeli atıyorduk o gün. ibrahim 7/8 üçlük , 5/9 ikilik , 4/4 faul isabetiyle tam 35 sayı attı . hüseyin 18 sayı 16 ribauntla potaaltını dar etti fucka-galanda-vrankoviç üçlüsüne.. takım olarak 13/18 gibi inanılmaz bir yüzde ile 3 sayı isabeti ile oynamıştık.
italya liginde 10 da 10 yapan ve euroligde de efesimizin üstünde olan yıldızlar topluluğu paf bolognaya karşı alınan bu galibiyet ergin atamanın ve genç kadrosunun final four ile sonuçlanacak olan avrupa macerasının en parlak kilometre taşıydı 1999/2000 sezonuna dair